Bir Samuray, Zen üstadı Hakuin’in karşısına dikilip şu soruyu sordu:
“Gerçekten de cennet ve cehennem var mıdır?”
Üstad: “Kimsiniz?”
“Bir samurayım.”
“Sen mi?” diye dudak büktü Hakuin, “Kendine baksana bir. Hangi efendi senden doğru dürüst hizmet umabilir? Daha ziyade dilenciyi andırıyorsun!”
Sinirden kıpkırmızı kesilen samuray kılıcını çekti.
Hakuin susmak bilmiyordu: “Vay! Kılıcı da varmış! Ama o kadar beceriksize benziyorsun ki nasıl olsa kafamı kesemezsin!”
Kanı beynine sıçrayan samuray kılıcını kaldırdı.
Ustaya vurmaya hazırdı. O anda Hakuin sakince, işte cehennemin kapıları böyle
açılır” dedi.
Üstadın serinkanlı tavrına şaşıran samuray kılıcını kınına soktu ve saygıyla eğildi
Üstad sözünü şöyle bitirdi: “Cennetin kapıları da böyle açılır.”
Cennet ve Cehennem
Posted by ilhank Ekim 16, 2008
Yazı kategorisi: Uzakdoğu | Etiketler: cehennem, cennet, hakuin, Hikayeler, kılıç, samuray, Uzakdoğu, Zen | » yorum bırak;
Zen Keşişi ve Budist Rahip
Posted by ilhank Ekim 16, 2008
Bir gün budist ve bir zen kesisi bir yere gidiyorlarmis hava da yagmurluymus. Daha sonra bir kadinin bir yerde mahsur
kaldigini görmüsler, kadin çamurdan geçemiyormus. Budist hiç o yöne bakmadan yürücekmis çünkü bir kadina yaklasmak yasak ve kurallara aykiri. Derken zen
kesisi kadini kucagina alip karsiya geçirmis. Sonra ikisi yola devam etmisler. Ama budist rahip kafayi yemis
yol boyunca nasil bunu yapar, nasil yasalara karsi gelir diye düsünmüs. Bi müddet sonra dayanamamis sormus.
Bize yasak oldugu halde nasil bir kadina dokundun ve onu tasidin.
Zen kesisi demis ki..
Dostum sen onu hala tasiyormusun. Ben onu orda bırakmıştım.
Yazı kategorisi: Uzakdoğu | Etiketler: budist, Budizm, Hikayeler, Keşiş, Uzak doğu, Zen | » yorum bırak;
En sade dogrular mi? Rengârenk yalanlar mi?
Posted by ilhank Ekim 16, 2008
Bir zamanlar, Uzak Dogu’da, artik yaslandigini ve yerine gececek birini secmesi gerektigini dusunen bir imparator varmis. Yardimcilarindan ya da cocuklarindan birini secmek yerine; kendi yerine gececek kisiyi degisIk bir yolla secmeye karar vermis.
Bir gun, ulkesindeki tum gencleri cagirmis ve:
“Artik tahttan inip yeni bir imparator secme vakti geldi. Sizlerden birini secmeye karar verdim.” demis.
Gencler sasirmislar, ancak o surdurmus:
“Bugun hepinize birer tohum verecegim. Bir tek tohum… Ama bu cok ozel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, su ayip buyutmenizi istiyorum. Tam bir yil sonra buyuttugunuz o tohumla buraya geleceksiniz. Sizi, yetistirdiginiz o tohuma gore degerlendirip, birinizi imparator sececegim.”
Saraya cagirilan genclerin arasinda Ling adinda biri de varmis. O da digerleri gibi tohumunu almis… Evine gidip heyecanla olayi annesine anlatmis. Annesi bir saksi ve biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardim etmis. Sonra birlikte dikkatlice sulamislar. Her gun sulayip buyumesini bekliyorlarmis.
Yeterince zaman gectikten sonra diger gencler tohumlarinin ne kadar buyudugunu anlatirken, Ling hayal kirikligi icinde, kendi tohumunda hicbir degisIklik olmadigini goruyormus.
Uc hafta, dort hafta,bes hafta gecmis… Hâlâ hicbir gelisme yokmus. Digerleri yetisen bitkilerinden soz ederken Ling cok uzuluyormus. Imparatorun onu beceriksiz sanmasindan cok endiseleniyormus.
Arkadaslarina da hicbir sey diyemiyor, sabirla bekliyormus.
Sonunda bir yil bitmis ve genclerin yetistirdikleri bitkileri imparatorun huzuruna goturecekleri gun gelip catmis. Ling, annesine bos saksiyi goturemeyecegini soyleyince, annesi ona cesaret verip; saksisini goturup durust bir sekilde olanlari imparatora anlatmasini istemis. Ling, pek istemese de, annesinin sozunu tutmus ve bos saksiyla saraya gitmis.
Saraya varinca arkadaslarinin yetistirdigi bitkilerin guzellikleri karsisinda sasirmis. Sonra imparator gelmis ve tum gencleri selamlamis.
Ling, arkalarda bir yerlere saklanmaya calisiyormus.
“Ne buyuk bitkiler, cicekler ve agaclar yetistirmissiniz. Bugun
biriniz imparator olacak.” demis imparator.
Aniden arkada elinde bos saksisiyla Ling’i fark etmis. Hemen
muhafizlarina onu one getirmelerini emretmis. Ling cok korkmus.
“Sanirim beceriksizligimden dolayi beni oldurtecek.”
Ling one geldiginde imparator adini sormus.
“Adim Ling.” demis.
Diger gencler gulusup onunla alay etmeye baslamislar. Imparator onlari
susturmus. Ling’e ve elindeki saksiya dikkatle bakip kalabaliga dogru
donmus.
“Yeni imparatorunuzu selamlayin. Adi Ling!” demis.
Ling inanamamis. Cunku tohumunu yesertememis bile,
nasil imparator olurmus?…
Imparator devam etmis:
“Bir yil once burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayip bir
yil sonra getirecektiniz. Ama hepinize kaynamis tohum vermistim. Asla
buyuyemeyecek olan… Ling’in disinda herkes agaclar, bitkiler ve
cicekler getirdi; cunku tohumun buyumedigini fark edince hepiniz onu
bir baska tohumla degistirdiniz.
Sadece Ling icinde benim verdigim tohum olan bos saksiyi getirme
cesaret ve durustlugunu gosterdi. Beklentisi gerceklesmeyince
umutsuzluga kapilsa da, durustlugunden vazgecmedi… Onun icin yeni imparatorunuz o olacak!”
Yazı kategorisi: Uzakdoğu | Etiketler: Hikayeler, Uzakdoğu, Zen | » yorum bırak;